Hükümet
Sözcüsü Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, ''25 seneyi
aşan süreden beri etnik terörün, PKK terörünün ülkeye verdiği zararın
300 milyar doların üzerinde olduğunu belirterek, GAP'ın maliyetinin ise
32 milyar dolar olduğunu söyledi.
Çiçek, "Bununla mukayese ettiğinizde, Türkiye bu terör belasıyla
uğraşmasaydı, başkalarının oyununa alet olmasaydı, başkalarının
değirmenine su taşımasaydı, kendi insanlarının hayatına kast
etmeselerdi, Türkiye 10 defa GAP'ı bitirmiş olurdu" dedi.
Bakanlar Kurulu toplantısının ardından açıklama yapan ve soruları
yanıtlayan Çiçek, ''DTP Genel Başkanlığına getirilen Ahmet Türk ile
Emine Ayna 'Kürt sorunun çözümünde silahların bırakılması'nı ifade
ettiler. Yeni bir açılım söz konusu mu?'' sorusu üzerine, bundan ne
kastedildiğini, altında ne olduğunu bilemeyeceğini ifade etti.
Çiçek, ''Ama bu konuşmaların yapıldığı saatlerde güvenlik güçlerimiz
Türkiye'nin muhtelif yerlerinde operasyon yapmaya devam ediyor. Bu
konuşmadan daha 1-2 gün evvel de güvenlik güçlerimiz ve askerlerimiz
şehit oldu'' dedi.
''Şiddetle, cebirle insanların hayatına kastederek bir netice elde
edilemeyeceğini geriye dönük yaşadığımız tecrübelerden çoktan çıkarmış
olmamız lazım gelirdi"
diye konuşan Çiçek, şunları kaydetti:
"Onun için olup biteni herkesin soğukkanlılıkla değerlendirmesinde
fayda görürüz.
Kaldı ki, bu terör başkalarının hebasına yapılan
terördür,
bunun altını özellikle çiziyorum; başkalarının hesabınadır,
başkalarının menfaatinedir.
Zaten kimlerin desteklediği de
aşağı yukarı
bilinmektedir''
diye konuştu.
KAPATMA DAVASI İÇİN GÜN YARIN BELİRLENECEK
ANKARA -
Anayasa Mahkemesi heyeti, yarın yapacağı gündem toplantısının ardından
AK Parti hakkında açılan kapatma davası için gün belirleyecek.
Alınan bilgiye göre, Yüksek Mahkeme heyeti, yarın saat 13.30'da
toplanarak, bazı kanunların iptali ve yürürlüklerinin durdurulması
istemiyle açılan 10 davada ilk ve esas incelemesini yapacak.
Raportör Osman Can'ın raporunu inceleyen Heyet, bu toplantının ardından
AK Parti hakkında açılan kapatma davasıyla ilgili bir gün belirleyecek.
Üyeler, belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.
AK Parti hakkındaki kapatma davasını, 11 kişiden oluşan Anayasa
Mahkemesi Heyeti karara bağlayacak. Asıl üyelerden herhangi birinin
bulunmaması veya emekliye ayrılması durumunda 4 yedek üyeden en
kıdemlileri heyete katılacak.
Anayasa'ya göre bir siyasi partinin kapatılmasına karar verilebilmesi
için nitelikli çoğunluğun oyu aranacak. Buna göre, kapatma kararı için
Anayasa Mahkemesinin 11 asıl üyesinin en az 7'sinin oyu gerekecek.
Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can, Yüksek Mahkeme'ye sunduğu
raporunda, AK Parti'nin kapatılması istemiyle açılan davanın reddine
karar verilmesi gerektiği görüşünü savunmuştu.
"KAPATILMA DURUMUNDA B VE C PLANLARI VAR"
SAKARYA -
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli, "Kapatılma durumunda B ve
C planları var ama bunlar ihtiyaç duyulduğu zaman devreye sokulacak.
Aksi halde bir plan olarak kalacak şeylerdir" dedi.
Kapatma davası
konusundaki belirsizliğin ay sonuna ya da ağustos ayının ilk haftasına
kadar sone ereceğini düşündüklerini belirten Dişli, hiçbir şey olmamış
gibi çalışmalarına devam ettiklerini bildirdi.
AK Parti'nin kapatılması beklentisi içinde olmadıklarını kaydeden
Dişli, "Kapatılma durumunda B ve C planları var ama bunlar ihtiyaç
duyulduğu zaman devreye sokulacak. Aksi halde bir plan olarak kalacak
şeylerdir. Şu anda hiçbir parti oluşumu yok ama dediğim gibi yeni bir
parti oluşumuna inşallah Türkiye ihtiyaç duymayacak. Duyarsa da çok
çabuk halledilebilecek bir mesele. Bence kapatma davası Türkiye'nin
gündeminden hızla düşecek. Bazı çevrelerin beklentilerinin aksine biz
oldukça ümitliyiz. 11 yargıç ayrı ayrı birer mahkeme gibi karar
verecek. Benim beklentim; kapatma davası parti ve ülkemiz lehine olumlu
sonuçlanacaktır" diye konuştu.
KAÇIRILAN TÜRKLER ELAZIĞ'A GETİRİLDİ
ANKARA - Afganistan'da kaçırılan ve bu sabah serbest bırakılan iki Türk çalışan, özel uçakla Türkiye'ye getirildi.
Afganistan'ın batısındaki İslam Kale'de Türk firmasına ait bir proje
kapsamında çalışırken, geçen hafta kimliği belirlenemeyen kişilerce
kaçırılan mühendis Gökhan Gül ve şirket personeli Erhan Gündüz , bu
sabah serbest bırakılmalarının ardından şirketlerine ait özel uçakla
önce Trabzon'a, passaport işlemleri ve uçağın yakıt ikmali yapmasının
ardından da Elazığ'a getirildi.
FİDYE VERİLDİĞİ İDDİALARI YALAN Gülsan Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Şefik
Gül, çalışanların serbest bırakılması için fidye verildiğine yönelik
basında bazı haberler yer aldığını hatırlatarak, bunların gerçeği
yansıtmadığını söyledi.
''Herhangi bir fidye, böyle bir bedel yoktur. Oradaki başarılı
çalışmamız, ilk giden Türk firması olmamız. Karzai'nin seçimlerine
kadar yapacağımız işi bitirmeye söz vermiş olmamız, onurlu ve düzenli
çalışmamız orada çocuklarımızın hayatının bize bağışlanmasının
semeresidir'' diyerek, çalışanları kaçıran kişilerin bir süre sonra
pişman olduklarını ve yanlış bir iş yaptıkları inancına vardıklarını
dile getirdi.
ALMAN DAĞCILAR MÜNİH'E GİTTİ
ANKARA - Ağrı
Dağı'ndaki kamp yerinde 8 Temmuzda terör örgütü mensuplarınca kaçırılan
ve daha sonra serbest bırakılan 3 Alman dağcı, Lufthansa'nın tarifeli
seferiyle saat 15.40'ta Münih'e gitti.
Alman dağcıları Esenboğa Havalimanı'nda karşılayan Almanya'nın Ankara
Büyükelçisi Eckant Kuntz, dağcılarla VIP salonunda öğle yemeği yedi.
Dağcılara eşlik etmek üzere Ankara'ya gelen bir grup Alman güvenlik
görevlisinin yemek sırasında, gazetecilerin içeridekilerle görüşmesini
engellemek üzere önlem aldığı görüldü.
Büyükelçi Kuntz, yemeğin ardından uçağa kadar giderek dağcıları Münih'e uğurladı.
Kuntz, havalimanından ayrılırken, gazetecilere teşekkür etti ve ''Yaşasın Türk-Alman dostluğu'' dedi.
"İŞBİRLİĞİ ÇOK İYİ İŞLEDİ" Almanya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jens Plötner, Alman
dağcılarla ilgili olarak Türk makamlarıyla çok iyi bir işbirliği
yaptıklarını söyledi.
Plötner, başkent Berlin'de yaptığı açıklamada, Türk makamlarıyla
işbirliği konusunda çeşitli zorluklar yaşandığı şeklindeki bazı
haberleri nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine şunları söyledi:
''Hayır, zorluklar yaşandığını doğrulayamam. Bu tür çabalar çok
karmaşıktır. İlk etapta ulusal bir mesele de olsa, Almanya'daki rehin
alma olaylarından hatırlayın, farklı polis birimlerinin birlikte
çalışmaları gerektiği zaman bir koordinasyon ihtiyacı doğar. Birbirine
alışmak ve diğer birimin çalışma yöntemlerine alışmak gerekir. Bunun
için en iyi yol yoğun bir diyalog sürdürülmesidir. Dışişleri Bakanı
Steinmeier dün boşuna Türk makamlarına teşekkür etmedi. Bu rehin alma
olayının iyi sonuçlanmasında az katkıları yoktu. İşbirliği çok iyi
işledi ve öyle sanıyorum ki büyük güven vardı.''
Plötner, Almanların nasıl serbest bırakıldıkları konusunda yanıt vermekten de kaçındı.
BABACAN ABD'YE GİTTİ
İSTANBUL -
Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Birleşmiş Milletler (BM) 2009-2010 dönemi
geçici üyeliği seçimlerinde Türkiye'ye destek istemek üzere New York'a
gitti.
Babacan, ABD'ye hareketinden önce Atatürk Havalimanında düzenlediği
basın toplantısında, 2009-2010 için boş olan Güvenlik Konseyi üyeliği
için seçim yapılacağını ve bu seçimlerde aday olan Türkiye, Avusturya
ve İzlanda'nın ikisinin seçileceğini belirtti.
Babacan, New York ziyareti kapasımında oy kullanacak BM daimi
temsilcilerine resepsiyon vereceğini, bunun dışında Latin Amerika,
Karayibler, Arap ülkeleri, İKÖ ve Afrika grubunu ayrı ayrı ağırlayarak
Türkiye'nin dış politikasını, bölgeye ve küresel anlamda ne tür
katkılar sağladığını, özellikle güvenlik, barış, istikrar konusunda
neler yaptığını anlatacaklarını bildirdi.
Ziyaret kapsamında BM Genel Kurul Başkanı Srgjan Kerim ve BM Genel
Sekreteri Ban Ki-mun ile de görüşme yapacağını belirten Babacan,
görüşmelerde BM'nin yakından ilgilendiği Kıbrıs ve İran konusunun da
yer alacağını ve üç gün sürecek temaslarının ardından hafta sonu
Türkiye'ye döneceğini söyledi.
Sabancı suikastı hakkında şok eden iddialar
21 Temmuz 2008 Pazartesi, 09:31 GÜNCEL
Ergenekon'a ilişkin açıklamalarıyla dikkat çeken Tuncay Güney'in 2001'de gözaltına alındığında polise verdiği ifadeyi Yeni Şafak ele geçirdi. Güney, Türkiye'yi sarsacak iddialar içeren ifadesinde Özdemir Sabancı suikastını Abdullah Çatlı'nın İETT garajından yönettiğini, tetiği de bir resmi görevlinin çektiğini öne sürüyor. Güney'e göre DHKP-C'li Duyar, Akkol ve Erdal sadece kameralara poz vermeleri için tutuldu.
Kanada'da yaşayan ve Ergenekon örgütüne ilişkin anlattıklarıyla dikkat çeken Tuncay Güney'in 3 Şubat 2001'de gözaltına alındığında polise özellikle Sabancı suikastıyla ilgili Türkiye'yi sarsacak bilgiler verdiği ortaya çıktı. Gözaltındayken kamera karşısına geçerek Ergenekon örgütü hakkında açıklamalar yapan Güney'in ifadelerini Yeni Şafak ele geçirdi.
Tuncay Güney'in, “Dolandırıcılık ve sahtecilik” iddiasıyla gözaltına alındığı İstanbul Organize Suçlar Şubesi'nde verdiği Ergenekon ifadesinin, uzun süre Fatih Savcılığı deposunda bekledikten sonra raftan indirilen DVD'sinden Türkiye'nin en önemli cinayeti olan Sabancı suikastıyla ilgili sarsıcı bilgiler çıktı.
ÜNLÜ BİR SİYASETÇİ ORGANİZE ETTİ
Tuncay Güney'in, “Doğu Perinçek Veli Küçük'e getirip sundu, ben de kopyasını aldım” dediği belgeler ve Güney'in anlatımlarına göre Sabancı suikastını, dönemin ünlü bir siyasetçisiyle Abdullah Çatlı birlikte organize etti. Hedef, kesinlikle olayda yaşamını yitiren Özdemir Sabancı'ydı.
SADECE KAMERAYA POZ VERDİLER
Mustafa Duyar ve İsmail Akkol, DHKPC'deyken polise çalışıyorlardı. Fehriye Erdal'ın örgütle ilgisi hiç yoktu. Erdal'ı Sabancı Center'da işe Susurluk kazasında ölen Polis Müdürü Hüseyin Kocadağ yerleştirmişti. Önce bir senaryo hazırlandı. Çocuklar (Duyar ve Akkol) James Bond çantalarla cicili bicili giydirilip Sabancı Center'a gönderildi. Duyar ve Akkol, cinayetlerin işlendiği kata asla çıkmadılar. Sadece kameralara yakalanmak için binaya giriyorlarmış gibi yapıp geri döndüler. Cinayetler işlenirken aşağıda kırtasiyenin yanında bekliyorlardı. Fehriye Erdal da bu sırada aşağı inerken kamerada görülüyordu.
RESMİ GÖREVLİ ÖLDÜRDÜ
Oysa daha önceden resmi bir görevli hiç kimsenin dikkatini çekmeyecek şekilde, susturuculu tabancayla binaya yerleştirildi ve Özdemir Sabancı ile Haluk Görgün ve Nilgün Hasefe'yi öldürüp, sessizce ayrıldı. Operasyon yapılırken Çatlı, Sabancı Center'in tam karşısında bulunan İETT garajında, bir minibüsün içinde, 'yanındaki bir kişiyle birlikte' bekliyor ve operasyonu oradan yönetiyordu. Cinayetler işlendikten sonra, hem suikastı gerçekleştiren resmi görevli hem Fehriye Erdal, Mustafa Duyar ve İsmail Akkol, hem de Abdullah Çatlı, olay bölgesinden ayrıldı. Mustafa ve İsmail, örgüt tarafından yurtdışına çıkarıldı. Fehriye örgütten olmadığı için yurtdışına çıkışı cinayeti organize edenler tarafından sağlandı.
İhaleyi DHPKC'nin lideri Dursun Karataş aldı
Suikastın ihalesi, DHKPC'nin polisle ilişkileri iyi olan lideri Dursun Karataş'a verilmişti. Suikast, DHKPC tarafından üstlenildi. Böylece bütün dikkatler örgüte yöneldi. Karataş'ı, polisin içinde bir grup destekliyordu. Özellikle DHKPC'nin MKYK üyeleri, Polis Müdürü Hüseyin Kocadağ tarafından belirleniyordu. Dev Sol'dan DHKP/C'ye geçişte, örgüt tamamen polis kontrolünde bir örgüt haline gelmişti.
Veli Küçük Sabancı'ya anlattı
Tuncay Güney'in iddialarına göre, Sabancı Ailesi, suikasttan sonra bir dedektif ekibi kurdu. Eski Amerikan istihbaratından ve eski MİT'çilerden bazı kişilerle istihbarat grubu kuruldu. Cinayetle ilgili dokümanlar toplanıyordu. Aynı günlerde, İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek'in sahibi olduğu Aydınlık dergisi ve Tuncay Güney'in yönetici olduğu Strateji dergisinde Veli Küçük'ün talimatıyla manipülatif haberler yapılıyordu. Veli Küçük'ün 10 yıllık arkadaşı ve muhbiri Yalçın Tanfer de Sabancı suikastıyla ilgili bilgi topluyordu. Veli Küçük suikastın nasıl gerçekleştirildiğini Sabancı Center'a gidip Sakıp ve Şevket Sabancı'ya anlatmıştı.
Duyar öldürüldü Erdal Belçika'da Akkol kayıp
Sabancı Center'ın 25. katında 9 Ocak 1996 günü Sabancı Holding Yönetim Kurulu üyesi Özdemir Sabancı, Haluk Görgün ve Nilgün Hasefe susturucu takılmış tabancayla öldürüldü. Suikastı DHKPC üstlendi. Cinayetleri işlediği ileri sürülen Mustafa Duyar, İsmail Akkol ve Fehriye Erdal'ın, Sabancı Center'a giriş ve çıkış görüntüleri ortaya çıktı. İdamla yargılanan Mustafa Duyar, 1999'da, Afyon Cezaevi'nde Karagümrük çetesinin adamları tarafından öldürüldü. Erdal, Belçika'da yakalandı ancak şu an dışarıda. Akkol'un nerede yaşadığı ise hala bilinmiyor.